İsrail medyasında yer alan değerlendirmeler, Türkiye’nin sadece askeri kabiliyetleriyle değil, aynı zamanda diplomatik manevra gücü ve stratejik sabrıyla da öne çıktığını ortaya koyuyor. Analizlerde, Orta Doğu’daki bölgesel güç dengeleri yeniden şekillenirken Türkiye’nin çok boyutlu bir etki alanı oluşturduğu ifade ediliyor. Uzmanlara göre Ankara, doğrudan çatışma yerine siyasi, ekonomik ve ideolojik araçlarla kalıcı nüfuz kurma stratejisi izliyor.
ABD-İran Gerilimi ve Stratejik Hesaplar
Maariv gazetesine konuşan Hayfa Üniversitesi uzmanı Prof. Dr. Amatzia Baram, ABD ile İran arasında yeniden gündeme gelen nükleer müzakerelerin sadece Tahran’ın kapasitesini değil, genel bölgesel güç dengelerini de etkileyeceğini belirtti. Baram, Washington yönetiminin askeri ve siyasi unsurları birlikte değerlendirdiğini ifade ederek, sınırlı bir müdahale ihtimalini yüzde 50’nin biraz üzerinde gördüğünü söyledi. Bu süreçte oluşabilecek gelişmelerin Türkiye gibi bölgesel aktörlerin konumunu da dolaylı olarak etkileyebileceği vurgulanıyor.“Ateşkes Kuşağı” ve Güvenlik Endişesi
Baram’a göre olası bir nükleer anlaşma sağlansa bile İsrail açısından tehdit tamamen ortadan kalkmayacak. Füze kapasitesi ve vekil unsurların varlığı, bölgesel güç dengeleri içinde yeni savunma yatırımlarını zorunlu kılabilir. Uzman, İsrail’in içinde Türkiye’nin de yer alabileceği geniş bir stratejik çevreyle karşı karşıya kalabileceğini dile getirerek, ABD desteğinin önemine dikkat çekti. Bu tablo, Orta Doğu’da güvenlik mimarisinin yeniden tanımlanabileceğine işaret ediyor.Olası Bölgesel İttifak Senaryosu
Analizde Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan arasında oluşabilecek olası bir yakınlaşmanın uzun vadede etkili bir güç unsuru haline gelebileceği ifade edildi. Kısa vadede doğrudan risk oluşturmasa da, bu tür bir bloklaşmanın bölgesel güç dengelerini dönüştürme potansiyeli taşıdığı belirtiliyor. Uzmanlar, bu gelişmelerin merkezinde yer alan Türkiye’nin diplomatik esnekliği sayesinde farklı eksenlerle eş zamanlı ilişkiler kurabildiğini vurguluyor.“Türkiye’nin Stratejik Ciddiyeti” Vurgusu
Baram, Türkiye’nin askeri kapasite bakımından güçlü bir konumda bulunduğunu ve NATO üyeliği sayesinde geniş bir hareket alanına sahip olduğunu belirtti. Ankara’nın doğrudan askeri müdahaleden çok, uzun vadeli nüfuz alanları oluşturmaya odaklandığını söyleyen uzman, bu yaklaşımın bölgesel güç dengeleri üzerinde kalıcı etkiler yaratabileceğini savundu. İsrail’in, Türkiye’nin stratejik ciddiyetini henüz tam anlamıyla kavrayamadığı da analizde öne çıkan değerlendirmeler arasında yer aldı.