Kurul kararında, dava sürecinde adil yargılanma hakkının ciddi şekilde ihlal edildiği vurgulandı. Kararda, hukuka uygun delillerle maddi gerçeğe ulaşmak yerine sahte olduğu adli ve teknik raporlarla ortaya konulan dijital verilerin, dış müdahaleyle oluşturulduğu değerlendirilen dosyaların ve tartışmalı gizli tanık ifadelerinin hükme esas alındığı belirtildi.
“Sahte deliller ve medya operasyonları yargıyı etkiledi”
HSK, sanıkların masumiyet karinesinin ve lekelenmeme hakkının ihlal edildiğini, savunma makamının delillere erişiminin engellendiğini ve savunma hakkını zorlaştıran uygulamalara başvurulduğunu ifade etti. Ayrıca yargılama sürecinin medya operasyonlarıyla kamuoyu nezdinde yönlendirildiği değerlendirmesine yer verildi.
87 dosya incelendi, 230 ayrı ihraç cezası verildi
Disiplin soruşturmasında 30 ayrı soruşturma dosyasındaki 240 iddia ile Anayasa Mahkemesi ihlal kararlarına konu olan 57 rücu dosyası dahil toplam 87 dosya değerlendirildi.
İnceleme sonucunda, daha önce farklı FETÖ soruşturmaları kapsamında ihraç edilen 62 hakim ve savcı hakkında yeniden meslekten çıkarma cezası tesis edildi. Bazı isimler hakkında birden fazla eylem nedeniyle ayrı ayrı ceza verildi.
- Hasan Hüseyin Özese: 19 kez
- Sedat Sami Haşıloğlu: 17 kez
- Hüsnü Çalmuk: 16 kez
- Zekeriya Öz: 13 kez
- Mehmet Ali Pekgüzel ve Ercan Fırat: 12’şer kez
Toplamda 230 ayrı meslekten çıkarma cezası uygulanmasına hükmedildi.
Ergenekon mağdurlarına ödenen tazminatlar rücu edilecek
HSK kararındaki dikkat çeken bir diğer başlık ise devletin Ergenekon davası mağdurlarına ödediği tazminatlar oldu. Kurul, bu tazminatların dava sürecinde görev alan ve ihraç edilen eski yargı mensuplarından tahsil edilmesinin önünü açtı.
Bu kapsamda, Maliye Hazinesi tarafından ödenen tazminatlar için rücu işlemleri başlatılabilecek.
Yargıya güvenin tesisi açısından kritik karar
HSK 2. Dairesi’nin kararı, Ergenekon yargılamaları sırasında yaşanan ağır hak ihlallerinin disiplin hukuku çerçevesinde karşılıksız bırakılmaması açısından kritik bir adım olarak değerlendiriliyor. Kararın, hukukun üstünlüğünün korunması ve yargıya duyulan güvenin yeniden tesis edilmesi bakımından önemli bir dönüm noktası olduğu ifade ediliyor.









