Siyasette en zor şeylerden biri, geçmişle bugünü aynı cümlede taşıyabilmektir aslında. Çünkü söz uçar, hafıza kalır.
Faruk Çelik’in Bursa’da yaptığı basın toplantısında sarf ettiği “Herkes yaptığıyla milletin terazisine çıkacak. Ben hazırım” sözü, tam da bu nedenle iddialı olduğu kadar ağır bir ifadedir. Zira bu terazi yalnızca bugünün polemiklerini değil, dünün kararlarını, ihmallerini ve başarılarını da tartar.
Çelik’in konuşmasının önemli bir bölümünü Bursaspor üzerinden kurması tabiki tesadüf değil. Gençlik yıllarından gelen bir “sevda” anlatısı var.
Bu konuşma samimi geldi mi? Büyük ölçüde evet. Kendisini tanıyanlar üslubunu bilenler az çok vereceği cevabı da önceden kestirebiliyordu.
Bursaspor’un 2008–2009 döneminde uçurumun kenarından döndürüldüğü, kulübün vergi ve SGK borçlarının yapılandırıldığı, nakit akışının sağlandığı artık inkar edilebilir bir gerçek değil. O dönem görev alan herkes bilir ki, Bursaspor yalnızca sportif değil, kurumsal dağılmanında eşiğindeydi.
Bu noktada hakkı teslim etmek gerekiyor:
Bursaspor’un o dönem sahaya çıkamayacak hale gelmesi engellendiyse, bunda Faruk Çelik’in ve dönemin siyasi ağırlığının payı vardır.
Ancak siyaset yalnızca “bir gün yapılan iyiliklerle” ölçülmez. Asıl soru şudur:
- Madem bu kadar güçlü bir siyasi irade vardı, neden bu irade kalıcı, sürdürülebilir bir futbol ve kulüp yönetim modeli oluşturamadı?
- Bugün Bursaspor’un yaşadığı derin kriz, sadece son yöneticilerin hatası mı, yoksa yıllar boyunca siyasete yaslanan bir kulüp yapısının doğal sonucu mu?
İşte bu noktada Çelik’in anlatısı biraz eksik kalıyor. Çünkü milletin terazisi sadece “kurtardık” cümlesini değil, “neden yeniden bu noktaya gelindi” sorusunu da sorar.
Atış serbest bölümüne hemen geçelim
Çelik’in toplantıda asıl sertleştiği bölüm ise hakkındaki iddialara verdiği yanıtlar oldu.“Kadrolu iftiracılar” ve “ithal iftiracılar” ifadesi siyasette sıkça başvurulan bir refleks. Bu refleks, çoğu zaman savunma psikolojisinin dışavurumudur. Türkiye’de iftira siyasetin kirli araçlarından biridir. Buna kimse itiraz etmez. Ancak her eleştiriyi “iftira” başlığına koymak da siyaseti rahatlatan ama toplumu ikna etmeyen bir yöntemdir.
Burada şu ayrımı yapmak gerekir:
İftira ile sorgulama aynı şey değildir.
Eleştiri ile karalama aynı kefeye konulamaz.
Ancak bu sistematik saldırıyı gerçekleştirenleri gazeteci diye lanse etmesi tabiki üzücü bir durum. Oraya birazdan ayrı bir parantez açacağım.
“Yiğit olan çıkar, karşıma oturur, belgesiyle konuşur”
Dedikodu üzerinden siyaset yapılmasını hem insani hem de ahlaki bulmadığını söyleyen Çelik, suskunluğunun yanlış anlaşıldığını ifade etti. Hakkında yapılan yalan haberlere iftiralara bugüne kadar sustuğunu veya partisine zarar gelmesinden endişe duyduğunu artık susmayacağını cevapsız bırakmayacağını söyledi.
Birileri büyükşehirden para alıp iftira atıyor. Sonra gidiyor ilçe belediyesinden para alıp iftira atmaya devam edip bu şekilde besleniyor ifadesinde bulundu. Madem açık olacaksak artık birileri demek yerine isim versek? Evet bizler biliyoruz diyip içinden sıyrılabiliriz ancak bunu bizim yazmamız hukuki sorumluluk doğurur. Ancak bu iddiayı da ispatlamak tarafınıza aittir. Şimdi bu söylemin karşı tarafın iddialarından ne farkı kaldı? Varsa bilgi belge şikayetçi olunuz.
Faruk Çelik’in 30 yıla yaklaşan siyasi geçmişi elbette ki ciddi bir deneyimdir.
Bakanlıklar, reformlar, büyük projeler…
Bunlar yok sayılamaz. Sosyal güvenlik reformlarından bölgesel yatırımlara kadar birçok başlıkta imzası vardır. Ancak uzun siyaset aynı zamanda uzun sorumluluk demektir. Uzun süre sahnede kalanlar, daha fazla alkış kadar daha fazla soru da duymak zorundadır.Ancak toplantıda sorulan soruların basitliği ve övgü dolu sorulardan öteye geçemedi yine. Bu durum Bursa'da yine şaşırtmadı. Toplantıya katılım yüksek olsada soru kalitesi oldukça düşüktü. Bende buradayım demek için gelmiş bir topluluk.
Toplantıya damga vuran iki anı daha buraya eklemek istiyorum. Chat Gpt'den soru hazırlayan gazeteci abi seni de unutmadık. Birde gazeteci bir siyasetçinin konuşmasını haklı da olsa katılsada alkışlamaz arkadaş.
Buna ilişkin de çok güzel bir yanıt verdi. Toplantının henüz başında sözlerine başlamadan eleştiriye açık olduğunu sundu.
“Hesap vermeye hazırım” demek kıymetlidir.
Ama asıl mesele, soruların tamamına aynı açıklıkla cevap verilip verilmediğidir.
Bugün toplumun bir kesimi Faruk Çelik’e bakıp “Bu şehir için elini taşın altına koymuş bir siyasetçi” diyor. Başka bir kesim ise “Güçlüydü ama bu güç kalıcı çözümlere dönüşmedi” eleştirisini yapıyor. İşte milletin terazisi tam da burada devreye giriyor. Bu terazi ne sadece alkışa bakar ne de sadece öfkeye.
Sonuç olarak şunu söylemek mümkün:
Faruk Çelik’in konuşması, kendinden emin bir savunma metniydi. İddialara hodri meydan dedi açıkça mertçe klasik konuşma çizgisinden çıkmadı.
Yer yer haklıdır, yer yer eksiktir.
Güçlüdür ama tamamlanmaya muhtaç bir açıklama olarak kaldı.
Ve evet, herkes milletin terazisine çıkar.
Ama o terazi yalnızca bugün söylenenleri değil, yıllardır birikenleri de tartar. Bu sistemi bu şekilde kim inşa etti? Sadece 2024'ten sonra mı oldu bu belediyeden beslenme?
Son sözüm gazeteci abilerimize sık sık unutuyorlar sanırım yaşlandılar bir hatırlatmada bulunalım. “Sayın Bakan” kullanımı ne zaman doğru olur? Doğrudan hitap varsa, basın toplantılarında nezaket belirtisi olarak kullanılır. Çünkü “bakan” sıfatı aktif bir görev değildir. Halen daha siyasetteki aktif görevine dikkat etmektedir. AK Parti Artvin Milletvekili Faruk Çelik diye yazarsın olmadı mı? Eski Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı, AK Parti Artvin Milletvekili Faruk Çelik diye yazarsın. Sayın Bakan Faruk Çelik ifadesini yalnızca hitapta kullanabilirsin haber yazımında değil sevgili ağabeyim. “AK Parti Artvin Milletvekili Faruk Çelik” daha mesafeli, gazetecilik etiğine uygun ve tarafsızdır.
Konuşmasında üstüne basa basa söyledi. Ünvan peşinde değilim. Bursa'da görev alacaksın dediler aldım. Urfa'da görev alacaksın dediler aldım. Şimdi de Artvin'deyim dedi.
Hakkında her dönem click bait haber yapan gazetecilerin(!) yüzüne baka baka belediye başkanı adayı olucam, oğlumu bakan yapıcam tüm ailemi bir yere yerleştireceğim ironisini yaptı. Umarım bunu da ciddiye alıp başlık olarak yazmazsınız...






