Yazsam olmuyor, yazmasam olmaz…
Olayların üzerinden bir süre geçmesini bekledik. Belki öfke diner, belki vicdanlar serinler diye. Ama olmadı. İçimiz soğumadı. Çünkü mesele sadece bir bayrak meselesi değil. Mesele, artık her şeyin “alışıldık açıklamalarla” geçiştirilmesi.
Türk bayrağı indirildi.
Evet, yanlış okumadınız. Suriye sınırında, Nusaybin’de, geçişe kapalı bir sınır kapısında. Terör örgütü sempatizanları sınırı zorladı, bayrağımıza saldırdı. Olayı da ne sınırdaki reflekslerden ne de anında bir caydırıcılıktan öğrendik; İletişim Başkanlığı’nın açıklamasıyla duyduk. Aslında X platformunda görüntüler yayıldı olayın üzerinden saat geçti. Yayıncı sorumluluğu gereği teyit gerekti. Ancak ana akım medya sadece alt bant girmekle yetindi. Olaydan saatler sonra gündemine aldılar.
Sonrası mı?
Hepimizin ezbere bildiği cümleler sıraya girdi.
Hükümet kanadı, “en güçlü karşılık verilecek” dedi.
Milli Savunma Bakanlığı, “tahkikat başlatıldı” açıklamasını yaptı.
Birazdan “şiddetle kınıyoruz” gelir mi diye bekledik.
“Hiç kimse Türkiye’nin gücünü test etmemeli” denirse puzzle tamamlanacaktı.
Bu açıklamalar size de bir yerlerden tanıdık gelmedi mi?
Çünkü biz bu filmi daha önce çok izledik.
Bayrak iner, sınır delinir, tehdit ediliriz.
Sonra güçlü cümleler kurulur ama güçlü adımlar görünmez.
Sorumlular belirsizleşir, süreç zamana yayılır, gündem değişir.
Oysa bu ülkenin hafızasında çok net bir cümle vardı:
“Bayrak namustur.”
Peki ne oldu?
Bayrak artık sadece törenlerde mi namus?
Sınır namus değil miydi?
Asıl sorun şu:
Bu olayları eleştirdiğimizde hemen bir etiket yapıştırılıyor.
“Toplumu kin ve nefrete sevk etmek.”
Şimdi soruyorum:
PKK/YPG’ye açık ya da örtülü destek verenleri eleştirince mi kin oluyor?
Kendi karış toprağın içerisinde bayrağın indirilmesine üzüntü duymak mı suç?
Eğer bunlar suçsa, o zaman ortada çok daha büyük bir sorun var demektir.
Çünkü bu millet, sınırını da bayrağını da sorgusuz sualsiz savunmayı binlerce yıllık refleksle öğrenmiştir.
Bu yazıyı ne için yazıyorum, biliyorsunuz.
Sessizlik normalleşmesin diye.
“Alıştık” demeyelim diye.
Her olaydan sonra aynı cümlelerle avutulmayalım diye.
En sonunda bir teşekkür borcumuz var.
2014'te Diyarbakır Lice'de bir olayı hatırlatarak bitireyim. Hafızaları tazeleyelim. Diyarbakır'da Muharip Hava Kuvveti ve Hava Füze Savunma Komutanlığı bahçesindeki direkte asılı Türk bayrağını indirmek suçundan yargılanan Ömer M'ye 13 yıl 9 ay hapis cezası verilmişti.
CumhurbaşkanıTayyip Erdoğan başbakanlığı döneminde meydana gelen olaydan ötürü komutanlıkta görevli askerlere çıkışmış, “O garnizonun içine girerek bayrağı indireni alacak, indirecek ve gereğini yapacaksın” demişti.
Sayın Devlet Bahçeli’ye teşekkür etmek gerekir.
Çünkü suskunluğun, gecikmiş tepkilerin ve ezber açıklamaların olduğu yerde, milliyetçiliğin neye dönüştüğünü bize bir kez daha hatırlattığı için(!)
Evet, teşekkürler. Ama olsun... Sizce gereği yapılacak mı?






