Bazı insanlar vardır…
Doğdukları topraklardan ayrılırlar ama hiçbir zaman gitmezler.
Çünkü insanı memleketine bağlayan şey pasaport değildir; yüreğidir.

İşte bu yüzden Hamdi Ulukaya’nın, “Ben hoş gelmedim… Ben hiç gitmedim ki. İnsan fiziken gidebilir ama yüreği hep oradadır.” sözü, sadece kurulmuş güzel bir cümle değildir. O söz, memleket hasretinin, vefanın ve insanın köklerine olan sadakatinin özetidir.
Hayat bazen insanı çok uzaklara savurur.
Kıtalar değişir…
Diller değişir…
İnsanların yüzleri değişir…
Ama çocukken içine çektiğin toprağın kokusu değişmez.
Annenin sesini duyduğun avlu değişmez.
Babanın alın teriyle yoğrulmuş ekmeğin tadı değişmez.
Ve doğduğun memleket, dünyanın neresinde olursan ol, kalbinin en sessiz ama en güçlü köşesinde yaşamaya devam eder.
Başarı, çoğu zaman rakamlarla ölçülür.
Servetle…
Şirketlerle…
Dünya markalarıyla…
Oysa gerçek başarı, kazandığını ait olduğun topraklarla paylaşabildiğin gündür.
Çünkü servet büyüklük göstergesi olabilir.
Ama vefa, insanlık göstergesidir.
Bir memlekete yapılacak en büyük yatırım, yalnızca fabrika kurmak değildir.
Bir çocuğun geleceğine umut olmaktır.
Bir gencin “Ben de başarabilirim.” diyebilmesini sağlamaktır.
Bir annenin evladına umutla bakmasını sağlamaktır.
Bir babanın, “Çocuğum burada çalışacak.” diye gururlanmasına vesile olmaktır.
İşte bunlar, parayla ölçülemeyecek yatırımlardır.
Çünkü bir memleketi ayağa kaldıran beton değil, insandır.
Ve insanın geleceği çocukların gözlerinde büyür.
Bir çocuğun yüzünde beliren küçücük bir tebessüm…
Belki de dünyanın en büyük yatırımının karşılığıdır.
Çünkü umut bulaşıcıdır.
İyilik çoğalır.
Vefa unutulmaz.
Bugün doğduğu toprakları unutmayan insanlar sayesinde yarın başka çocuklar hayal kurabilecek.
Başka gençler göç etmek zorunda kalmadan kendi şehirlerinde üretebilecek.
Başka anneler, evlatlarını hasretle beklemek yerine onları yanı başlarında görebilecek.
İşte gerçek kalkınma budur.
Ve işte gerçek memleket sevgisi de budur.
Hamdi Ulukaya’nın başarısı, yalnızca dünyanın tanıdığı bir iş insanı olmasında değildir.
Onu farklı kılan; nereden geldiğini unutmaması, köklerini sırtında bir yük değil, gönlünde bir onur olarak taşımasıdır.
Çünkü insan, doğduğu yere borçludur.
O borç para ile değil…
Vefa ile ödenir.
Sevgiyle ödenir.
Emekle ödenir.
Çocukların geleceğine yapılan yatırımla ödenir.
Ve bir gün ardında bıraktığın eserlerle ödenir.
Belki yıllar sonra kurulacak bir okulun bahçesinde kahkahalar yükselecek.
Belki yeni açılan bir iş yerinde gençler ilk maaşlarını alacak.
Belki bir çocuk, “Ben de başaracağım.” diyerek hayata tutunacak.
İşte o gün, yapılan yatırımın bilançosu rakamlarla değil, dualarla yazılacak.
Çünkü bazı insanların serveti banka hesaplarında değil, insanların gönlündedir.
Bu yüzden Hamdi Ulukaya’ya sadece kurduğu dünya markası için değil; doğduğu toprakları unutmayan yüreği, çocukların gülüşünü her türlü kazancın üzerinde gören vicdanı ve memleketine duyduğu vefa için teşekkür ediyorum.
İnsan gerçekten isterse dünyanın öbür ucuna gidebilir.
Ama yüreğini doğduğu topraklarda bırakmışsa…
Aslında hiç gitmemiştir.
Ve bazı insanlar, gittikleri her yere başarılarını taşırlar.
Bazıları ise gittikleri her yere memleketlerini…
Hamdi Ulukaya, o ikinci insanların en güzel örneklerinden biridir.
Çünkü insanı büyük yapan sadece kurduğu şirketler değildir.
Arkasında bıraktığı umutlardır.
Ve inanıyorum ki bir gün, Anadolu’nun herhangi bir köyünde oynayan bir çocuğun gülümsemesinde; bir annenin duasında, bir babanın gururunda ve memleketine yeniden can veren her yatırımda, adı sessizce anılacaktır.
İşte o zaman herkes aynı cümleyi söyleyecektir:
“Bazı insanlar gerçekten hiç gitmez… Çünkü onların yüreği, daima memleketindedir.”





